22 Ekim 2014 Çarşamba

Diyarbakır’da “Eş Başkanlığa” Mahkemeden Ret

Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi, kentin yedi ilçe belediyesindeki "eş başkanlık" uygulamasıyla ilgili yürütmenin durdurulmasına kararı verdi
Karara göre eş başkanın işlemleri geçersiz sayılacak:
“Dava konusu işlemin uygulanmaya devam edilmesi halinde, belediye eş başkanlığı yönetmeliği ile belediye başkanı dışında getirilen ve eş başkan olarak tabir edilen kişinin belediye başkanı sıfatıyla yapacağı iş ve işlemlerin usulsüz ve geçersiz olacağı, bunun da idari işleyişte ileride telafisi güç ya da imkansız zararları ortaya çıkaracağı da açıktır.”

Belediye meclisi talebiyle

Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi, Çınar, Hani, Silvan, Bismil, Lice, Sur ve Bağlar ilçe kaymakamlıklarının belediye meclisince alınan "Eş başkanlar çalışma yönetmeliği" kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması yönündeki başvuruyu değerlendirdi.
Hürriyet gazetesinin haberine göre, mahkeme yaptığı incelemenin ardından eş başkanlık uygulamasının hukuka uygun olmadığını kararlaştırdı.

Mahkeme: Yasalarda yok


Kararda, belediye meclis kararıyla kabul edilen yönetmeliğin, usule göre seçilmiş belediye başkanına ait yetkilerin yasalarda düzenlenmeyen ve "eş başkan" olarak tabir edilen bir kişi ile paylaşılmasını öngördüğü ve belediye başkanını yetkilerini tek başına kullanmakta işlevsiz kıldığı ifade edildi.
“Anayasa, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda ve başka yasalarda belediye eş başkanlığıyla ilgili bir düzenleme yapılmadığı, yasada belediye organlarının, belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanını ifade ettiğinin belirtildiği, eş başkanlık kurumuyla ilgili olarak sadece Siyasi Partiler Kanunu'nda bir düzenleme yapıldığı, yönetmeliğe dayanak alınan Belediye Kanunu'nda ise belediye eş başkanı müessesine yer verilmediği; dolayısıyla yasalarda öngörülmeyen belediye eş başkanlık hususunun yönetmelik ile düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda 'Belediye eş başkanları çalışma yönetmeliğinin kabulüne ilişkin meclis kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.”

Valilik de şikayetçi olmuştu

Diyarbakır Valiliği de bir süre önce mahkemeye yaptığı başvuruda, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin "Eş başkanlar çalışma yönetmeliği" ile ilgili aldığı kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle, iptali ve yürütmenin durdurulmasını istemişti.
Valiliğin başvurusu üzerine açılan dava Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi'nde görülüyor.

Elçi: Meclis yasayı değiştirmeli

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, kararla ilgili, Türkiye'deki bir siyasi parti ve çok sayıda belediyenin eş başkanlık uygulamasını fiilen gerçekleştirdiğini belirtti.
“Bunun dünyada örnekleri bulunmaktadır. Yargı yürürlükteki yasalara uygun görmediyse TBMM'nin yasal değişiklik yaparak konuyu yasal hale getirmesi gerekir.”

20 Haziran 2010 Pazar

senin benim kavkası

ahhh ahhh travesti


Oray Eğin bugünkü yazısında Radikal yazarı Kaan Sezyum’a çattı. Sezyum da Twitter’da Oray Eğin için bakın ne dedi?


MEDYAGÜNDEM- “Radikal'de utanç verici cinsiyet ayrımcılığı” başlıklı yazısında Oray Eğin, Cumartesi günkü Radikal'de 'Kaan Sezyum' mahlasıyla çıkan bir yazıdaki ifadelere taktı.travesti

Kaan Sezyum İstanbul’da günün her saati, her köşede müşteri pazarlığındaki travestileri konu etmişti. Oray Eğin de “Her bir harfinde ayrımcılık kokan, politik olarak yanlış, son derece faşizan bir zihnin ürünü bu satırlar. Üstelik Türkiye'nin entelektüellerin sözcüsü olma iddiasındaki bir gazetesinde yer alıyor; aynı gazete azınlıklar başta olmak üzere pek çok konuda da hassas olmakla övünüyor.” diyerek, Kaan Sezyum’un yazdığı gerçeği böyle eleştirdi.

Kaan Sezyum Oray Eğin’in bu eleştirisine Twitter’da yanıt verdi. Ama öyle bir laf etti ki, Oray Eğin’e saç baş yoldurur cinstendi. Kaan Sezyum Twitter’da “Oray Eğin bana eğilmiş, ama yazıyı yanlış anlayıp eğilmiş. Parantezi okusaydı keşke.” diye yazdı. Sonra da, “Yazdığım yazıyı bu kadar yanlış anlayan varsa bi garip. Travestilerle bi sorunum yok, derdim o değil zaten” dedi.

İşte İki yazar arasında travesti kavgası çıkaran o yazılar:

KAAN SEZYUM’UN RADİKAL’DEKİ YAZISI:

Amsterdam mı İstanbul mu?

Birkaç arkadaşım geçen hafta Amsterdam’a gitti. Amsterdam’a gitmenin tüm gerekliliklerini yerine getiren bu ekipten aldığım iki bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum:

* Amsterdam, gördüğüm en uygar Avrupa şehri.

* Amsterdam’da neredeyse her şey özgürce yapılabilirken sokaklarda bi tane apaçi ya da it kopuk yoktu.

Peki İstanbul’un Amsterdam’dan ne eksiği var? Çoğu insanın ‘Dünyanın en yozlaşmış şehri’ olarak gördüğü Amsterdam gerçekten de çok güzel bi şehir. İnanmıyorsanız internetten bikaç Amsterdam fotoğrafına bakın. Efendi gibi caddeler, insan ölçeğinde binalar, alçak kaldırımlar, insan gibi insanlar, bol turist, Rönesans, falan filan. Amsterdam’a bok atan kafalara birkaç şey söylemek lazım.

Amsterdam’ı savunmuyorum, çok da sevmiyorum, ama İstanbul, açıkçası bu haliyle Avrupa 2010 Kültür Başkenti’yken bile çok afedersiniz Kadıköy’den biraz ufak olan Amsterdam’ın yanında patates gibi bi şehir kalıyor. Bi kere o her yerde fuhuş var denilen Amsterdam’da sokaklarda bi tane bile hayat kadını göremiyorsunuz. Gelelim İstanbul’a, saat akşam 7 oldu mu bir Cumhuriyet Caddesi’ne, Bağdat Caddesi’ne çıkın bakalım, yol kenarında ne göreceksiniz? Evet, siz de kadın göremiyorsunuz, çünkü her yerde travestiler müşterilerle pazarlık yapıyor (Travestilere karşı değilim ama gün ortasında da olacak iş var, olmayacak iş var, sonunda travesti severler bırakın sevsinler, bize/size giren çıkan yok). Sabah işe mi gideceksiniz, Taksim Meyda’nında saat 8.30-9 gibi geceden çalışmış eskort kızlar, hayat kızları, tele kızlar, tele erkekler taksilerden iniyor.

Şimdi gelelim zurnanın isttt dediği noktaya. İstanbul’da çocuk yetiştirdiğinizde mi çocuğunuzu istenmeyen içerikten daha uzun süre uzak tutabilirsiniz, yoksa fuhuşun çok net olarak sadece tek bir noktada yapılabildiği Amsterdam’da mı? Bir de olayın sarhoş-esrarkeş kafası var ki, hiç sormayın. Bir kere İstanbul’da sevin sevmeyin şehir içinde 3 tane dev stadyum var. Mesajı verdiğimi umuyorum. Ne verdiysem artık?

Yasağın sorumlusu kim?

Hal böyleyken, sokaklarda fahişeler, travestiler dolaşırken YouTube iki yıldır kapalı. Bela okumak suç mu tam bilemiyorum. Yani bi faydası varsa suç olmalı tabii, sonuçta bela okunduğu zaman bi işlevi yerine getirebilirse ne güzel. Neyse belamızı sonra okuruz. Peki bu YouTube’un iki yıldır, Çin benzeri baskıcı ve sansürcü ve geri kafalı bir yaklaşımla Türk halkına yasaklanmasından kim sorumlu sizce?

Bence sorumlu aranıyorsa, kürsüden, vinç üzerinden, oradan buradan, basın özgürlüğünden, insan haklarından, hakkaniyetten, ondan bundan bahseden bu hükümettir. Bence sorumlu aranıyorsa, millete hizmet heyecanıyla yanıp tutuşan ve bu hizmet anlayışıyla salya sümük içinde ağlayan bu güzide vekillerdir. Eğer Türkiye hâlâ bir üçüncü dünya ülkesi gibi, baskıyla, sansürle yasakla yaşıyorsa bunun sorumlusu tüm parlamentodur ve iktidar partisidir. Evet, yıllardır yaptığı muhalefetle ülkeyi bir gram ileriye götürmeyi başamamış Deniz Baykal’dır bütün bu olanların sorumlusu. Bir 23 Nisan’da Erdoğan yapsın babalığını, oturtsun Baykal’ı koltuğa. Bu 23 Nisan’da da olmadı. Nasıl olsa Baykal seneye de aynı yerde duracak, partinin başından da ayrılmayacak. O zaman oturur, başbakan olur bir günlüğüne. Eğer Türkiye hâlâ böyle acınası bir durumdaysa bunun bir kısmının sorumluluğunu da hem internete, hem de trenlere bakan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım olarak görmekteyim. Bir vatandaş olarak Binali Yıldırım’ın ses tonundan, yüz ifadelerinden, yuta yuta söylediği kelimelerden, düşünce tarzından, dar bakış açısından ve kötü takım elbiselerinden zerre haz etmiyorum.



ORAY EĞİN’İN YAZISI:



Radikal'de utanç verici cinsiyet ayrımcılığı

Cumartesi günkü Radikal'de 'Kaan Sezyum' mahlasıyla çıkan bir yazıda şu ifadelere bakar mısınız:

'O her yerde fuhuş var denilen Amsterdam'da sokaklarda bir tane bile hayat kadını göremiyorsunuz. Gelelim İstanbul'a, saat akşam 7 oldu mu bir Cumhuriyet Caddesi'ne, Bağdat Caddesi'ne çıkın bakalım, yol kenarında ne göreceksiniz? Evet, siz de kadın göremiyorsunuz, çünkü her yerde travestiler müşterilerle pazarlık yapıyor (Travestilere karşı değilim ama gün ortasında da olacak iş var, olmayacak iş var, sonunda travesti severler bırakın sevsinler, bize/size giren çıkan yok). Sabah işe mi gideceksiniz, Taksim Meyda'nında [yazım hatası yazara ait -OE] saat 8.30-9 gibi geceden çalışmış eskort kızlar, hayat kızları, tele kızlar, tele erkekler taksilerden iniyor.'

Her bir harfinde ayrımcılık kokan, politik olarak yanlış, son derece faşizan bir zihnin ürünü bu satırlar. Üstelik Türkiye'nin entelektüellerin sözcüsü olma iddiasındaki bir gazetesinde yer alıyor; aynı gazete azınlıklar başta olmak üzere pek çok konuda da hassas olmakla övünüyor.

Ama bu Radikal'de çıkan kaçıncı cinsiyet ayrımcı yazı!

Bu çok tepki çeken yazıyla ilgili dünyaca ünlü ressamlarımızdan Erinç Seymen'in dün Facebook sayfasında yer alan şu satırlara kulak kabartalım:

'Seks işçisi transların ne gibi şartlarda çalışıp yaşadıklarını hiç hesaba katmadan, günün hangi saatlerinde işe çıkacaklarını sen tayin edeceksin, değil mi seni gidi tuzu kuru, beyaz Nişantaşı komikçisi? İlk önce sokaklarda bin bir zorlukla çalışan seks işçilerini hedef gösterip, 2 paragraf altta da 1 Mayıs'tan dem vuracaksın, öyle mi? Senin sınıf/emek vizyonun da bu kadar işte... Tabii bu arada kimin gerçek, kimin 'sahte' kadın olduğuna karar veren yetkili merci de yine Kaan Sezyum. Diyor ki: 'Evet, siz de kadın göremiyorsunuz, çünkü her yerde travestiler müşterilerle pazarlık yapıyor.' Bu salyalı transfobi ve ikiyüzlü burjuva ahlakçılığıyla Vakit gazetesinde komikçilik yapsın artık.'

Bakalım 'eşcinsel zaptiyesi' Dinozor Hakkı, bu tartışmaya bulaşacak mı?
istanbul travestileri ankara travestileri
Evet travesti transseksüel sanatcılar günümüzde o billur sesleriyle gündemde deyiller hepsi arkadaşım arada laf acıldıkca sorarım neden basında azyer alıyorsunuz dedigimde sesimizle deyil onlar bizim travesti ve transseksüelligimizle ilgileniyorlar bizde medyaya malzeme olmamakicin daha az yeralıyoruz görsel basında diyorlar sanki agızbirligi yapmışlargibi bunları yazmamda insanlarla baylaşmamda sakınca varmı dedim hayır dediler ve bende paylaşmaya kararverdim bu arkadaşlar oldukca güzel sesleri tartışılmaz zaten bunların kılip yapıp yayınlamalarınabile gerekyok kaset ve cd leri zaten belli kesimlerde yoksatıyor sevdanın gira’ın ve sahra taner’in kasetleri cıktı klipleri dönüyor cd sini aldım her 2 iki sininde oldukca güzel sauntlar harika nur akaya sordum nezaman kaset dedim ve oda yolda kaset dedi calışmalara başlamış bir demosunu dinledim ortalık kavrulacak okadar güzel ve dinlendirici kimizaman düşündürücü şarkısı olmuş onada buradan başarılar diliyorum kızlar yolunuz acık olsun

antalya travestileri travesti antalya

ahhhh fatihhh ahhhh

tutkunun mahremiyatı fatihin elinde

ne oldu yani kız arkadaşının memesini ellemişse bunda nevar bukadar kötü lanseedecek kadar kıyametmi koptu bukadarda insanların özel yaşamlarını irdelemeyin fatih ürek dogum gününde 1 . 2 kadeh ictiyse samimi bulmuştur tutkuyla şakalaşmışlardır bunlar yaşanan şeyler sürekli ama fahih ürek ünlü oldugundan bukadar basında yeraldı fatih üregi teprik ediyorum medeni cesaretinden dolayı tutkuyu tanıyorum memelerini kimseye elletmes unun işi sanatı yıllardır istanbul sahnelerinde benedini deyil sesini pazarlıyor buda mutluluk veriyor ona helalsana travesti tutku

travesti azra kadersiz

Türkiye İzmir travestilerin ’deki seri katili konuşuyor. Seri katilin kurbanları arasında; bir bankacı, bir öğrenci ve bir de travesti vardı. Medya seri katilin üçüncü kurbanı travesti Azra’nın hikayesini kaleme almadı.

Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil, bugünkü köşesinde Azra’yı yazdı. Ve acı bir gerçeği de… Özdil; eğer Azra ölmeseydi, bugün kimliğini değiştirmek için hakim karşısına çıkacaktı, dedi.

Yılmaz Özdil ayrıca; Azra’nın üyesi olduğu Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin de kapatılması istendiğini ve buna karşı olduğunu da ekledi.

İşte Yılmaz Özdil’in “Azra” başlıklı yazısı…

“Esra…
Seri katilin ilk kurbanı.
25 yaşında, bankacıydı.
Baba ocağı Adıyaman’da,
ailesi, komşuları, mesai arkadaşları tarafından toprağa verildi.

Ayşe Selen…
Seri katilin ikinci kurbanı.
22 yaşında, öğrenciydi.
Baba ocağı Kütahya’da, ailesi, komşuları tarafından toprağa verildi. Mimarlık okuduğu İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde binlerce arkadaşının katıldığı törenle uğurlandı.

Azra…
Seri katilin üçüncü kurbanı.
30 yaşında, travestiydi.

Onu kimse yazmadı.

Çok ahlaklıyızdır çünkü…

Oğlan çocuklarına tecavüz etmeyi, kız bebeleri koynumuza almayı, ırzına geçerken öldürmeyi, “Kendi aramızda hallettik” diyerek üstünü örtmeyi, “Bu tür rezaletler haber yapılmasın” diye basın yasağı getirmeyi iyi biliriz… Travestileri konuşmayı ayıp sayarız!

İzmirliydi Azra.
Asıl adı, Mustafa.

Israrla “Azra” diye yazıyorum, çünkü, bugün duruşması vardı… Azra olarak yaşadığı hayatını tescillemek, kimliğini değiştirmek için hâkim karşısına çıkacaktı. Kimseye zararı olmayan, ayrımcılığa karşı mücadele etmek için kurulan “Siyah Pembe Üçgen Derneği”nin ilk üyesiydi.

Siyah Pembe Üçgen Derneği ve Feminist-İz Derneği’nin Alsancak’taki sessiz oturma eylemiyle uğurlandı. Kadınıyla erkeğiyle eşcinseliyle, benim güzel İzmirlilerim katıldı. Sonra? Ege Üniversitesi morgundan dayısı aldı Azra’yı… Çünkü, hepimiz gibi, insan evladıydı Azra, ailesi vardı. Cenaze namazı, ikindiden sonra, Buca Çamlık Camii’nde kılındı. Dayısı, ablası, arkadaşları oradaydı… Buca Kaynaklar Mezarlığı’na defnedildi.

Allah rahmet eylesin Azra.
Hakkını helal et.
İzmir sana borçlu.

Niye derseniz?
Azra sayesinde yakalandı o katil… Onu öldürdükten sonra, onun çantasıyla kaçarken kameraya enselendi, onun telefonunu satarken iz bıraktı…
Azra olmasaydı, katil buhardı.

Bitirmeden…

Sadece Azra’nın kimlik değiştirme duruşması yoktu bugün İzmir’de…
Bir duruşma daha var.

Azra’nın üyesi olduğu Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin kapatılma duruşması!

Çünkü, rezaletler yazılmasın diye zırt pırt basın yasağı getiren sayın devletimiz, ayrımcılığa karşı mücadele eden Siyah Pembe Üçgen Derneği’ni kapatmaya çalışıyor.

Mahkemeyi etkilemek suçsa, razıyım; gerekirse travestilerle aynı koğuşta yatarım… Lütfen, kapatmayın bu derneği… Kimse sahip çıkmıyor, bari birbirlerine sahip çıksınlar. Alt tarafı “eşit birey” olabilmek için seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Kapatmayın. Lütfen.”

acılım kacılım oldu

bizde işistiyoruz yıllar sonra ilkdefa insanlarla elele yürüyoruz bizde buradayız iş istiyoruz dedi gökkuşagı dernegi başkanı ankarada ise travestiler 1 bir mayıs gösteri yerine girerken erkek polisler aramanızı bayanlar yapacak dedi bayanlarda kararsızkalınca ankara emniyet amiri bırakın aranmadan girsin kızlar diyerek birilke imzaattı demekki travestiler insanlara artık bukadar güven verdiler saolsun emniyet müdürü Oğuz Kağan Köksal teşekkürler türkiye
lamda istanbul lgbtt dernegi taksime cıktı yıllarsonra tümişciler taksimde eşcinseller travestiler transseksüeller taksimde elele türkiyeyede buyakışırdı aydın görüşlü insanlarımız

11 Nisan 2009 Cumartesi

trans fobi

Homofobi ve Transfobiye Karşı Birleşelim!
Geçtiğimiz haftalarda Eşcinsel Onur Haftası nedeniyle Lambda'nın düzenlediği etkinlikler, Türkiye tarihinde ilk kez yapılan ve grubumuzun da katıldığı eşcinsel onur yürüyüşünün gerçekleşmesiyle son buldu. Bu yürüyüş, birçok eşcinselin güven kazanmasını, özgürleşme açısından birşeyler yapılabileceğine olan inancının artmasını ve özgürleşme hareketinin Türkiye ayağının güven tazelemesini sağladı.
Ancak kapitalizmden beslenen yoz kültür, eşcinsellere yönelik şiddet ve ayrımcılığın her alanda artmasını ve meşrulaştırılmasını Türkiye dahil birçok ülkede beraberinde getiriyor. Geçtiğimiz günlerde bir tv programına katılan İstanbul Valisi Muammer Güler yaptığı konuşmada, halkı travesti ve transeksüellere karşı açtığı mücadelede yanına çağırdığını ifade etti. Sonrasında birçok travesti ve transeksüele karşı yapılan operasyonu TGRT, "travesti kepazeliğine son" başlığıyla haber ederek, olayın meşrulaştırılmasına katkı sağlamaya çalıştı ve kendi kepazeliğini başarılı bir şekilde sergiledi. TGRT kepazeliğini protesto etmek amacıyla bir grup, televizyon binası önünde toplandı.
Valinin hedef göstermeleri sonucunda, ayrıca, 18 Temmuz gecesi bir grup travesti pompalı tüfekle saldırıya uğradı. 4'ü ağır olmak üzere toplam 10 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
Olaylar karşısında Lambda'da basın açıklaması düzenleyen bir grup travesti ve transeksüel, olayları ayrıntılandırarak bir polisin, "annemin üzerine yemin ederim ki hepinizin kökünü kazıyacağız" dediğini belirtti. Gözaltına alındıklarını ve sonrasında savcıya çıkartıldıklarını belirten travestiler, alenen hayasızca harekette bulunmaktan 520.138.000 TL, teşhircilikten 86.696.378 TL para cezasına çarptırıldıklarını ifade ettiler. Ankara'da da benzer durumların olduğu, kurulan "balyoz ekibi" olarak adlandırılan bir ekiple gözaltıların ve şiddetin arttığı biliniyor.
Homofobik-hetero-cinsiyetçi şiddet, kendisini kapitalist eğlence kültürü içinde de var ediyor. Son zamanlarda başta medyada olmak üzere sık sık birçok alanda duymak zorunda kaldığımız taşfırın erkeği-light erkeği geyiği, bir şaklabanın son derece cinsiyetçi, kadınları ve eşcinselleri aşağılayan ve absürd sözler içeren şarkısıyla müzik alanında da kendisini ifade ediyor. Hatta bunun için Trabzon'da yarışmalar düzenleniyor ve hiç de tesadüfi olmayan bir şekilde futbol federasyonu başkanı yılın taş fırın erkeği seçiliyor ve cinsiyetçi şiddet futbola kadar uzanarak beslenebildiği bütün alanlara -aile, din, gelenekler, eğitim, siyaset gibi- giriyor. Kapitalist kurumlar, şiddetle -karşılıklı- beslenerek ayrımcılığı yaratıyor ve böylece kendi varlıklarını sağlıklı bir şekilde devam ettiriyor.
Uluslararası alanda da devam eden sınıf ayrımı kökenli homofobik zihniyet, Hollanda, Kanada ve Belçika gibi ülkelerin "hemcinsler arası evlilikleri" resmileştirmesinin ardından Vatikan devletinin 1 Ağustos günü eşcinsel evliliklere ve devlet yardımına dayalı yaşam birlikteliklerine karşı "evrensel savaş" ilan ettiğini açıklamasıyla örneklendi.
 
travesti